Yusuf KAMBUR
Tarih: 19.11.2013 08:22
Hayatın kıymeti.
HAYATIN KIYMETİ
“Onlara dünya hayatını da örnek ver: (bu hayat) gökten indirdiğimiz su gibidir. Derken, o suyun karışmasıyla yer bitki örtüsüne kavuşur; en sonunda bütün bunlar kuruyup, yerinde yellerin estiği çer çöpe döner: zira Allah her şeye kadir olandır.”(1)
“Eğer insanoğluna katımızdan bir rahmet tattırır, daha sonra da o rahmeti ondan çekip alırsak; derhal o derin bir umutsuzluğa, dehşet bir nankörlüğe saplanır. Yok, eğer kendisine dokunan bir sıkıntı ve darlığın ardından ona esenlik ve bolluk tattırmış olsak, hemen der ki: “kötülük (veren güç)ler benden uzaklaştı”; (ve) bir anda küstahça bir övünce kapılır.”(2)
“Yeryüzüne ve kendi nefsinize isabet eden hiçbir musibet yoktur ki, biz onu uygulamaya koymadan evvel bir kitapta yazılmış olmasın. Şüphesiz ki bu, Allah’a göre kolaydır. Böyle takdir etmiştir ki elden kaçırdıklarınıza (aşırı) üzülmeyesiniz, ele geçirdiklerinize de (aşırı) sevinmeyesiniz: nitekim Allah kendini beğenmiş hiçbir şımarığı sevmez.”(3)
“Eyyub’u da (gündeme taşı!) Hani o bir zamanlar; “Bu dert gelip beni buldu, ama Sen merhametlilerin en merhametlisisin!” diye Rabbine yalvarmıştı. Biz de onun duasını kabul etmiş ve onu bizar eden dertten kurtarmıştık; dahası katımızdan bir rahmet ve gereği gibi kulluk edenlere bir öğüt olmak üzere, ona yakınlarını bir kat daha arttırarak geri vermiştik.”4
SABIR ABİDESİ EYYÜB (as)
Nimet içinde yüzen Peygamber rivayetlere göre on sekiz yıl en kötü hastalığın pençesinde kıvranmıştı. Hastalığından bir gün olsun şikâyet etmedi ancak yanında kalan birkaç arkadaşının kendisiyle ilgili söyledikleri sözler onu adeta kahretmişti.
Onlardan biri:
'Vallahi, Eyyûb, her halde, âlemlerden hiç bir kimsenin işlemediği bir günah işlemiş olmalı!' dedi. Arkadaşı:
'Ne demek bu?' diye sordu.
'Kendisi, on sekiz yıldan beri hastalık içindedir de, Allah, ona acımıyor ve kendisinden bu musibeti kaldırmıyor. Allah, Eyyûb'da, bir hayır olduğunu bilseydi, bu bela, ona, erişmezdi.' dedi. Onların bu ithamları Eyyub’u kahretmişti.
Onun etrafında böyle söylenenler vardı. İçlerinde Peygamber’e iman eden genç bir delikanlı ise onların yaptıklarına karşı çıkmaktaydı:
“Ey olgunluk yaşındaki kişiler! Siz, kimin hakkını eksilttiğinizi, kimin hürmetini yırttığınızı, hangi Zâtı ayıpladığınızı, suçladığınızı biliyor musunuz? Eyyûb'un Allah'ın Peygamberi ve bu gününüzde halkın en hayırlısı, en üstünü ve en seçkini olduğunu bilmiyor musunuz?
Şunu iyi biliniz ki: Yüce Allah, Peygamberlere, Sıddıklara, Şehidlere ve Sâlihlere bela verir. Allah'ın bunlara verdiği musibet, onlara gazab veya hakaret ettiğini değil, kendilerine bir keramet ve bir hayır olarak verildiğini gösterir.
Siz hikmet ehli ve onun dostları olarak onun başına gelene üzülmeniz, bu sıkıntılardan kurtulması için dua etmeniz gerekmez miydi? Fakat bunu yapacağınıza onunla alay etmektesiniz.” dedi.
Eyyub (as), Yanındakilerin böyle konuşmasının acısı yüreğini sızlatmaya devam ederken, hanımı da ona bir başka batıl yolu tavsiye etmişti:
Kendisine secde edilmesi halinde bir kişinin onun hastalığını iyileştirebileceğini söylemişti. Peygamber bunun şeytandan gelen bir vesvese olduğunu iyi bilmekteydi. Hanımına ve çevresindekilere kızarak:
'Sen, onun şeytan olduğunu, daha öğrenemedin mi? O Allah düşmanı, seni, dininden döndürmek istemiş! Yazıklar olsun sana! Sen, onun sözüne nasıl kulak astın? Senin yemeğin, suyun, bana haram olsun! Senin getireceğin şeylerden hiç birini tatmayacağım! Yanımdan, hemen uzaklaş! Artık, seni, görmeyeyim!' dedi. Bunun üzerine hanımı ondan ayrılıp köye gitti.
Eyyub aleyhisselam bir çöplüğün yanındaki kulübede yalnız başına kalmıştı. Secdeye vararak bu belanın kaldırılması için dua etti. Rabbi onun duasını kabul buyurdu. Eski sağlığına, güzelliğine kavuşmuştu. Güzel elbiseler de giymiş vaziyette bir kayanın üzerinde oturmaktaydı.
Hanımı ise kocasını terk ettikten sonra üzüldü. Kocası onu kovmuştu ama ne olursa olsun onu yalnızlığa terketmemesi gerektiğini düşünerek geri döndü. Ancak kulübede kimse bulunmamaktaydı. Hasta adamın yalnız başına bir şey yapamayacağını bildiği için telaşla sağa sola koşmaya, akıbetini araştırmaya koyulmuştu. Kayanın üzerinde oturan adamı gördü. Ona bir şey sormaya cesaret edemedi.
Eyyub (as) hanımının sağa sola telaşla koşması karşısında bir yabancı edasıyla konuşmaya çalıştı. Kadın kocasının durumundan bahsetti. Başına kötü bir şey gelebileceğinden endişelendiğini söyledi. Hz. Eyyub içten içe gülümsüyordu kadının bu haline:
'Sen, onu görsen, tanır mısın?' diye sordu. Kadın:
'Evet! Ben onu nasıl tanımam, Onu tanımaz olur muyum? Bu yaşıma kadar birlikte yaşadığım kişiyi tanımaz mıyım?” dedi ve ekledi “Hasta olmadan önceki hali senin haline ne kadar da benziyordu, sen sanki onun önceki halinin aynısın” dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'İşte, ben, o'yum!Allah sana rahmet etsin! Ben Eyyûb'um!' dedi.
Kadın:
'Allah’tan kork! Benimle alay etme! Ey Allah'ın kulu! Sen benimle alay mı ediyorsun?' dedi.
Eyyûb Aleyhisselâm:
'Allah sana rahmet etsin, Ben Eyyûb’um! Allah bana bedenimi iade etti!' dedi ve gülümsedi. Gülünce hanımı onu, tanıdı ve onun boynuna sarıldı. Kucaklaştılar. Allah Teâlâ bu hikâyeyi bundan sonra yaşayacak olan kullarına bir ibret dersi olarak sundu.
Allah Teâlâ, geçmiş Peygamber ve kavimleri Ümmeti Muhammed(sav)’e ibret olsun diye anlatmıştır:
-İmanlı bir gönül hastalandığında veya başına bir musibet geldiğinde Eyyub (as) gibi sabretmesini bilmeli ki her iki âlemde şifa bulsun.
-Dostunun ve hayat arkadaşının belki anlık öfkesinden istemediği sözden hemen alınganlık gösterip Eyyub (as)’un hanımı gibi onu terk etmemeli. Vefa bunu gerektirir.
-Müslüman kardeşinin başına bir sıkıntı geldiğinde “Yaptıklarının cezası olarak” düşünmek kardeşliğe yakışmaz. Yaptıklarımızın cezasını verseydi hiç birimiz insan yüzüne çıkamazdık.
-Yanında bir kardeşi hakkında kötü söz söylenirken kardeşini savunmayıp, söylenen şeyler doğru da olsa, gıyabında konuşulduğu için tepkisiz kalan kişi kamil mü’min olamaz.
Akıl sahiplerine daha nice dersler ve ibretler var… Ne mutlu haddini bilenlere…
----------------------------
1-Kehf: 18/45
2-Hud:11/9–10
3-Hadid:57/22–23
4-Enbiya:21/83–84
5-M.Asım Köksal, Peygamberler Tarihi
Orjinal Köşe Yazısına Git
— KÖŞE YAZISI SONU —