Muhammed, Allah'ın Rasulü’dür. Onunla beraber olanlar, inkârcılara karşı çok çetin, kendi aralarında çok merhametlidirler. Sen Onların, rükû' ve secde ederek Allah’ın lütuf ve rızasını aradıklarını görürsün. Onların alâmeti, yüzlerindeki secde izi, secde aydınlığıdır.(Secdelerinin izini davranış ve ahlâklarında görürsün)…” (Fetih:48/29)
Kitapta yazanla yaşanan hayat arasında Kur’an kadar fark varsa iki şeyden biri hatalı ya da eksik demektir. Bir biriyle bu kadar çelişen iki şeyden ikisinin de doğru olması imkânsız olduğuna göre biri yanlıştır. Mesele yanlışı bulup doğruya tabi olmaktır. En azından iman edenler için böyle olmalıdır.
Kur’an’ın ortaya koyduğu ilkeler bir müslüman için mutlak doğrular olup müslümanlar da bunu böyle kabul ettiklerini söyledikleri halde hala problemler varsa, müslümanların onu anlama ve hayata aktarma konusunda büyük açıkları var demektir. İmanda eksiklik, kullukta eksiklik, ahlâkta derin bir uçurum. Kardeşlik duyguları iflas etmiş, vefa, esamisi okunmayan, sadece züht kitaplarının sayfaları arasında unutulmuş bir erdem olarak kalmış.
Ahlâki bozulma İslâm toplumunu kasıp kavuran veba mikrobu haline gelmiş. Yıllarca aynı yastığı paylaşan eşler arasında vefa kalmamış, sidiğinin kokusunu ciğerlerine kadar çekme pahasına büyüttüğü evlâtta vefa kalmamış, komşuda vefa yok, aynı dini paylaşan din kardeşlerinde vefa yok.
Eşinin hatasını gören imanlı bir insan, ondan yıllarca gördüğü iyilikler hatırına hatasını görmezden gelirdi. Anne babasından kötü muamele gören bir evlât, kendisi için anne babasının çektiği sıkıntıları göz önüne getirir, ‘ne yapsam onların hakkını ödeyemem’ der kusurlarını görmezden gelirdi. Komşusunun eksiğini, gördüğü iyilikleri hatırlar görmezden gelirdi.
Din kardeşinin hiçbir iyiliğini görmese bile inandığı Rabbinin, Peygamberinin, imanının hatırına der görmezden gelir, kusurunu affederdi. Ama şimdi böyle değil. Menfaatler ön plana çıktı, dünya sevgisi maalesef vefa duygusunu yok etti. Sende, bende, kimsede; en inançlısında, en takvalı gözükeninde vefa yok, görmezden gelme yok, affetme yok… Şimdi başa kakma var. Küfrün ekmeğine yağ sürecek, fitne ateşini körükleyecek ayrık otları sulanmakta. Kim galip gelirse gelsin kazananı yok. Din kardeşi üzülecekse…
Şeytan bile şaşırmış ne olduğunu anlamaya çalışıyor, din düşmanları hiç olmadıkları kadar mutlu ve huzurlu. Baksana bunlar, kardeşler ne güzel dövüşüyorlar. Ölen de Allahü Ekber diyor, öldüren de Allahü Ekber diyor. Sahi bunların yüceltmek zorunda oldukları bir davaları yok muydu? Şu uğruna ölmeyi göze alabileceğiniz davaya ne oldu? Hadi davayı dünyaya feda ettik diyelim, “şu, iyiliğini görmüştüm bari onun hatırına” diyebileceğiniz ve vefa duygusuyla hareket edebileceğiniz bir şey de mi kalmadı?
“En güzel örnek” Muhammed Mustafa(sav)’nın hayatına baktığımızda onun, küçücük bir iyiliği bile hayatı boyunca unutmadığını; gördüğü hiçbir iyiliği karşılıksız bırakmadığını görmekteyiz. Ondan bir örnekle devam edelim:
Rasulüllah (sav) Mekke’nin fethi hazırlıklarını yapmaktaydı. Ashaptan Bedir savaşına da katılmış olan Hatib b. Ebi Beltea bir mektupla yapılan hazırlıkları Mekke müşriklerine bildirmek istemişti. Rasulüllah (sav)’ın savaş hazırlığını ve Medine’deki durumu anlatan mektubu bir kadın vasıtasıyla Mekke’ye ulaştırıyordu. Kadın, mektubu saçlarının örgüsünün içine saklayıp Mekke’ye doğru yola çıktı.
Durumdan haberdar olan Rasulüllah(sav), Hz. Ali(ra) ve arkadaşlarını göndererek kadını yakalattı ve başındaki mektubu ortaya çıkardılar. Ashab hep birlikte aynı sonuca ulaşmıştı. Dediler ki:
“Ya Rasulellah(sav)! Hatib Allah’a, Rasulüllah’a ve bütün müslümanlara hainlik etmiştir.” (Ne yapmış ne yapmış Hatib?)
(Bedirde canını Allah yolunda feda etmek için cepheye koşan Hatib, Allah’a, Rasülü’ne ve bütün Müslümanlara ihanet etmiş!!!)
(O gün Gazete olmuş olsaydı manşet ne olurdu sizce? “DAVAYA BÜYÜK İHANET!!!”)
(Sahabe feveran içinde Ömer (ra) dâhil hepsi ayakta. “Büyük bir ihanet var!” Rasulüllah (sav) içinden gülüyor bu manzaraya, cevabını bildiği şeyi ashabını teskin etmek için sordu:
“Bu ne iş Hatib? Neden yaptın bunu?
Hatip cevap verir:
“Ya Rasulellah! Hakkımda hüküm vermede acele etme! Benim imanımda, müslümanlığımda ne bir şüphem ne de bir vazgeçmem olmuştur. Ben ilk günkü imanım üzereyim. Yalnız, mazeretim vardı, bunu yapmaya mecburdum.”
Anlat bakalım:
“Ben Mekke’nin ileri gelenlerinden biri değilim. Çoluk çocuğum müşriklerin bulunduğu yerde kimsesiz ve korumasız. Hicret eden herkesin orada çoluk çocuğunu görüp gözetecek birileri var ama benim onları koruyacak hiç kimsem yok. İstedim ki küçük bir iyilik yapayım da Mekke müşrikleri bu iyiliğim karşısında aileme ve çocuklarıma dokunmasınlar. Bundan başka bir niyetim yoktu.”
Allah Rasulü (sav): “Doğru söyledin.” Buyurdu. Hz. Ömer (ra):
“Ya Rasulellah! Bu adam Allah’a, Allah’ın Rasülü’ne ve mü’minlere hainlik etmiştir. Bırak beni de onun boynunu uçurayım!”
İzin verecek olursam onu öldürür müsün?
Evet, bana izin verirsen onu öldürürüm. (Çünkü davaya ihanet etmiştir.)
Allah Rasulü (sav) ibretlik bir ders veriyor tüm insanlığa:
“Hayır, olmaz! Bu adam Bedir Savaşında bizimle bulunan biri değil miydi? Kim bilir belki de Allah(cc) Bedir Savaşına katılan mü’minlerin ondan sonraki hayatlarında işleyecekleri tüm hatalarını affetmiştir.”
(Ömer, Ömer! Kılıcını kınına koy! Bu adam en zor zamanımızda bizim yanımızda savaşmamış mıydı? Hiç yoksa onun bu iyiliğinin hatırına VEFA göstermeli değil miyiz?)
Hz. Ömer(ra) hüngür hüngür ağlamaya başlar, az önce müslüman kardeşi için söylediği sözlerden dolayı üzgündür. “Allah ve Rasulü en iyisini bilir” diyerek yerin dibine girmek istemiştir.
Aziz dost! Gel şu kitabı alalım elimize,
Ağır ağır okuyalım, bakalım kendimize,
Allah kelamında hâşâ, bulunmaz bir yanlışlık,
Varsa eksiklik bizdedir, Hak yoldan bir sapmışlık.
“Vefa nedir, bilir misin? Vefa arkanda bıraktığını, giderken yaktığını yabana atmamandır. Vefa; dostluğun asaletine, bir dua sonrası verilen sözlere, hayallere ihanet katmamandır. Vefa; ötelerin sonsuz mükâfatı karşısında, cehennemi hafife almaman, ulvi güzellikleri dünyaya satmamandır.”(Mevlâna)
Allah (cc), hakkı hak bilip hakka ram olmayı cümlemize nasibeylesin! “Doğru bir insan olmak, insanlara “doğru ol!” demek kadar kolay değildir.