Yusuf KAMBUR





Ey iman edenler!...İyilik ve takva (Allah’a karşı gelmekten sakınma) üzere yardımlaşın. Ama günah ve düşmanlık üzere yardımlaşmayın. Allah'a karşı gelmekten sakının. Çünkü Allah’ın cezası çok şiddetlidir.”(Maide:5/2)
 
Gitme ey yolcu! Beraber oturup ağlaşalım:
Elemim bir yüreğin kârı değil, paylaşalım:
Ne yapıp ye’simi kahreyliyeyim, bilmem ki?
Öyle dehşetli muhitimde dönen matem ki!...
 
Büyük Şair merhum Mehmet Akif’i bir kez daha rahmetle anıyorum. Onun Kur’an’ı anlama ve hayata aktarma konusundaki ikazlarına bu gün çok ihtiyacımız var. Kendisini mü’min gören herkesin kalbindeki düşünceden söze, sohbetinden davranışa, hayatının tümünde imana aykırılıktan uzak durma gayreti içinde olması lâzım. Hz. Peygamber (sav) bu konuda mü’minin tavrını şöyle tarif etmektedir:
 
“Birebirlerini sevmede, birebirlerine acımada ve birebirlerini görüp gözetmede mü'minler, tek bir vücud gibidirler. O vücudun bir organı rahatsız olunca, öteki organların tamamı uykusuzluk ve derin bir rahatsızlık hisseder, hasta organın ızdırabını paylaşırlar.” (Buhari, edeb: 27)
 
Müslümanlık nerde! Bizden geçmiş insanlık bile…
Âlem aldatmaksa maksad, aldanan yok, nâfile!
Kaç hakiki müslüman gördümse, hep makberdedir;
Müslümanlık, bilmem amma, galiba göklerdedir!
 
Fitnenin ne büyük yaralar açtığını her devirde yaşamış müslümanlar olarak başımıza gelenlerden maalesef “ders çıkarmamak” gibi bir hastalığa yakalanmışız. Onarıcı birer hücre olmaktan ziyade vücuda musallat olmuş verem mikrobu gibi davranıyoruz. Sayemizde “İslâm Davası” zarar görüyor. Bunun vebali çok ağır olacaktır.
 
Galeyan geldi mi, mantık savuşurmuş… Doğru:
Vardı aklından o gün her kimi gördümse zoru.
Kimse farkında değil, anlaşılan, yaptığının;
Kafalar tütsülü hulyâ ile, gözler kızgın.
Sanki zincirdekiler hep boşanıp zincirden,
Yıkıvermiş de timarhaneyi çıkmış birden.  (Safahat)
 
Fitne o kadar tehlikeli bir kıvılcımdır ki, bir tutuşursa yanardağ halini alır, kaçmaktan veya ölmekten başka çaresi yoktur. Düşünün Hz. Ebubekir ile Hz. Osman kardeşliğini. Cennetle müjdelenen iki sahabi. Ebubekir (ra) Allah Rasulü (sav)’nün en sadık dostu “Sıddık” lâkaplı kayınpederi, Osman (ra) ise “Zinnureyn” lâkaplı yani Hz. Peygamber (sav)’in iki kızının kocası.
 
Müslümanlar susuzluktan kırılırken Rume kuyusunu satın alarak onların susuzluğunu dindirmiş, Tebük gazvesinde 1.000 dinar getirip Peygamber Efendimizin kucağına döktüğünde Hz. Peygamber (sav) “Osman bu günden sonra yaptıklarından zarar görmez” buyurduğu Hz. Osman’ın zamanında fitne her yeri kasıp kavurduğunda onu şehid etmek üzere pencereden girenler arasında Hz. Ebubekir (ra)’in oğlu Muhammed’de vardı. Hz. Osman’ın sakalından tutmuş “Şimdi seni bizim elimizden kimse kurtaramaz” diyordu. Hz. Osman, can yoldaşının oğlunun sakalından yapıştığına anlam veremedi ve dedi ki:
 
“(Muhammed!) Baban senin bu halini görse ne kadar üzülürdü?”
 
Muhammed, -bir anlık öfkenin kızgınlığıyla ayağa fırlayan Muhammed,- sakalına yapıştığı büyük sahabinin sözleriyle uyanıyor ve pişmanlık duyuyordu. Ama ne yazık ki, fitne ateşi onun pişman olmasıyla sönmedi, geri dönüp baktığında kendisinin yapamadığını bir başkası yapmış, Hz. Osmandan akan kan Kur’an sayfalarını kırmızıya boyamıştı.
 
Geçmişten adam hisse kaparmış... Ne masal şey!
Beş bin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
“Tarih’ i” tekerrür  diye tarif ediyorlar;
Hiç ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi?
 
KISSADAN HİSSE
 
Bir mer'ada beraber yaşayan üç Ceylan varmış. Bu hayvanların biri sarı, biri siyah, diğeri de alaca renkliymiş. Bunlar, her zaman birbirine arka vererek otlarlar ve birbirinden ayrılmazlarmış.
 
Kurt, bunları yemek için can atmakla beraber yanlarına yaklaşamıyormuş. Bunun üzerine, gayesine erişmek için bunların arasını açmayı düşünmüş. Bir gün alacalı Ceylan diğerlerinden uzakta iken, sarı ve siyah Ceylanın yanlarına sokulmuş:
 
“Siz ne kadar hoş ve güzelsiniz! Fakat bu alacalı arkadaşınız sizin aranıza hiç yakışmıyor” demiş. Diğerleri bu sözü tasdik edince Kurt:
 
“Bunu aranızdan uzaklaştırın” demiş. Onlar, bu işin çaresini sorunca, “Siz bana yardımcı olursanız ben onu sizden uzaklaştırırım” cevabını vermiş. Kimi, arkadaşının boynundan kimi, ayaklarından bastırarak kurda yardımcı olmuşlar. Kurt, büyük bir iştah ile alacalı Ceylanı parçalamış.

Bir başka gün, karnı acıkan kurt, iki Ceylanın birbirinden biraz uzak iken sarı Ceylana yaklaşmış:
 
“Senin rengin ne kadar da güzel, ama arkadaşının rengi siyah, o senin yanına hiç yakışmıyor” demiş. Onun da yardımı ile kara Ceylanı parçalamış.
 
Sonunda sarı Ceylanın karşısına dikilmiş ve hiçbir hileye lüzum görmeden doğrudan doğruya “Ben seni yiyeceğim” demiş. Sarı Ceylan, işin vahametinin farkına varmış. Ama artık iş işten geçmiş, yapacak bir şey kalmamış. Çaresizlik içinde şöyle mırıldanmış:

“Aslında biz, alacalı Ceylanı yedirdiğimiz gün yenilmiş ve bu sonucu hak etmiştik.”
 
Kendimize çeki düzen verip aklımızı başımıza almalıyız. Sonra ağlamanın, pişmanlığın faydası olmaz. Allah da yüzümüze bakmaz.  

TEFRİKA KİME YARAR?

17.12.2013 21:18:00

259