Bayram Ali KAVALCI
SUMAYI ÖĞRENDİM
Babam akşamları eve yorgun dönerdi. Ben bütün gün evde sıkılır, onun gelişini iple çekerdim. Daha o kapıdan girer girmez boynuna atılır, onunla oynamak isterdim. Babam sarılır, öper sonra da; “Hadi odana git!” derdi. Çaresiz bir şekilde boynumu büker odama, yani hapishaneme doğru yol alırdım. Babam arkamdan; “Bizim bir odamız bile yoktu, Bugün çok şükür bir çok şeyimiz var. Her şeye sahip, hâlâ ne istiyor anlamadım!” diye bağırmaya devam ederdi.
Bir gün anladım ki, susunca babamla daha iyi anlaşıyoruz. Bu defa susarak yapabileceğim oyunlar geliştirmeye başladım. Önce resim yaparak başladım işe. Babam çizdiğim resimleri çok beğeniyor; “Bak, böyle uslu uslu oyna işte!” diyordu. Kızarak beni artık odama göndermiyordu.
Bu düşüncelerle bir gün, bir aile tablosu yaptım. Babam eve gelince uygun zamanı kolladım. Yemekten sonra, çizdiğim resmi getirdim. Babam baktı baktı ve dedi ki:
Hımmm. Çok güzel olmuş. Bu adam benim herhalde.
Hayır o adam değil, bu çocuk sensin baba.
Hayır, adam benim, çocuk sensin, küçük kız da arkadaşın.
Hayır, adam benim, bu küçük sensin, bu kız da annem.
Babam benimle uğraşmaktan vazgeçip sordu:
Peki neden bizi küçük çizdin?
Heyecanla başladım anlatmaya:
Ben büyüyüp adam olmuşum. Bir iş bulup çalışmaya başlamışım. Siz yaşlanıp küçülmüşsünüz, beliniz bükülmüş, komşumuz Ahmet amca ile Ayşe teyze gibi küçücük kalmışsınız. O zaman işte, ben işten geldiğimde yorgun olacağım. Siz benimle konuşmaya çalıştığınızda iş yerinde kafam şişmiş olacağından sizi duymayacağım bile. Siz benimle bir şeyler paylaşmak istediğinizde; “Hadi odanıza çekilin de kafa dinleyeyim!” diyeceğim. Ve bir de arkadan bağıracağım; “Her şeylerini alıyorum. Sıcacık odaları da var, daha ne istiyorlar!” diye...
Ben bunları söyleyince annemle babamın gözleri fal taşı gibi açıldı. Duyduklarına inanamıyorlardı. Bana sarılıp beni öyle içten bir okşayışları vardı ki, sonsuza kadar konuşsam hiç bıkmadan dinleyecekler gibiydi....


