Yusuf KAMBUR

“Ve kim de ahiretin sonsuz nimet ve mutluluğunu arzu eder ve Allah’a ve ayetlerine iman etmiş olarak, onu kazanmak için gereken çabayı gösterirse, 

İşte onlar da, çalışmalarının karşılığını tam olarak göreceklerdir!”(İsra: 17/19)

“Aradığını bulabilmek için öncelikle ne aradığını bilmek gerekir.”

Koca koca apartmanlar; lüks daireler, son model araçlar ve her yaştan bölük bölük insanlar… Piri faniler, kadınlar, erkekler, çocuklar…

Ne var burada? Neden toplanmış bunca insan? Düğün dernek mi var? Kına, ya da söz kesme mi? Asker mi uğurlanıyor, hacı uğurlama merasimi mi yapılıyor? 

“Buraya sandalye getirin, semaver suyu kaynadı mı? Çayı demlediniz mi? Ayranlar nerede? Ateşe odun lazım, koş odun getir. Pideler geldi, pideler soğumasın. Hey, buraya da bakıver! Çayları tazele!”

Her ağızdan birden fazla ses, kimse kimseyi duymuyor. Sigaralar dudaklarda, bacak bacak üstünde keyifli oturuşlar… “Bırak onları, yesinler eğlensinler, boş bir emel ve umutla oyalanıversinler.”(Hicr: 15/3)

Çay servisleri, küçük küçük kümeleşmeler ve kendi aralarında kurulan koyu sohbetler… Konu sınırlaması yok. Burası serbest kürsü; din, siyaset, spor, dünyevi olan her şey konuşulabilir. Öyle sesini kısmaya da gerek yok, avazın çıktığı kadar bağırmak, başkasının sesini bastırmak da serbest. 

Şu kıble tarafında boylu boyunca uzanan şey de ne? Ya şu tahta sandık, o da neyin nesi? Neden yeşil örtüyle örtülmüş ki?  Yoksa içinde biri mi yatıyor? Yeşil örtünün üzerinde neden Arapça yazılar yazılmış? 

Tahtadan yapılmış bir uzun kutu;
Baş tarafı geniş, ayakucu dar.
Çakanlar bilir ki, bu boş tabutu,
Yarın kendileri dolduracaklar.      (N.F.K)

“Her nefis mutlaka ölümü tadacaktır. Sonra da bize döndürüleceksiniz.” Ne demek şimdi bu? Sahi biz neredeyiz? Cenaze mi var? Biz taziye için mi toplanmışız? “Biz ölümü öldürdük, neylesin bize ölüm…”

Gözyaşı dökmek, ölüm sessizliği, ölümden ibret almak, ölenin yakınlarını teskin etmek, ölümü tefekkür etmek,  acıları paylaşmak, hayatlarını kolaylaştırmak, gidenin özlemini yüreğinde hissetmek, iştahı kesilmek, boğazı düğümlenmek, kendini ölenin yerine koymak…

Susmak, tefekkür etmek, muhasebe yapmak, yolu düşünmek, yolculuğu, yalnızlığı, hazırlıksızlığı düşünüp irkilmek, korkmak… 

Daha toprağa girmeden unutulmayı, gözden çıkarılmayı, gönülden uzak kalmayı, vefasızlığı, umursamazlığı, ikiyüzlülüğü düşünmek ve “yol azığını tedarike koyulmak.”

Ya Rab ne hatiptir ki makber,

İnsanlara en derin meâli,

Bir vahy-i bülend kudretiyle,

Telkîn ediyor lisân-ı hâli!

Ondan da alınmıyorsa ibret,

Yok bir daha almak ihtimâli!  (M. Akif)

Yürekler taşlaştı İbrahim. Yürekler kurum bağladı. Yüreklere kilitler vuruldu. Yürekler kirlendi. Mekke’nin, İstanbul’un fethi gibi yeniden fethedilmeli yürekler. İman merkezi olan yüreklere şeytan dadandı. Müslüman aldandı İbrahim, Müslüman aldandı.

-Hocam ne arıyorsun?

-İğnemi kaybettim, onu arıyorum.

-Hocam, iğneni nerede kaybettin?

-Samanlıkta.

-Bu olur şey mi hocam? Samanlıkta kaybettiğini avluda aramak da neyin nesidir?

-Evladım, orası karanlık onun için burada arıyorum.

“Kaybettiğini doğru yerde arayan Mevla’sını, yanlış yerde arayan da belasını bulur” demişler.

Bu mübarek “gün ve geceleri” altın tepsiyle sunulmuş fırsatlar olarak görmeliyiz. Cennetin yolunu tekrar bulabilmek için “Kur’an ve sünnete” sımsıkı sarılmak gerektiğini bilmeli ve idrak etmeliyiz.

Yüklenip tabutumu koşar adım nereye?

İşleri yarım kalmış, dönecekler evlere.

Kimi maça geç kalmış, kimi de midesine,

Bürünmüş insanoğlu sarhoşluk kisvesine…

İmanın; ibadetlerin, iyiliklerin, güzel ahlakın yoldaşın olsun İbrahim. Kurtuluş ve muhteşem zafer mümin olmaktan geçer. 

Unutma cennet; 

Kurayla, parayla, şöhretle, servetle, torpille, şans ve talihle, sırayla değil “iman ve salih amelle, ibadet ve güzel ahlakla” elde edilir.

Mekke’nin fethi, yüreklerimizin imanla fethine vesile olsun inşallah. (15 Ocak 2026 Perşembe) akşamı idrak edeceğimiz İsra ve Miraç kandilimiz mübarek olsun…

 

 

 

 


MEKKE’NİN FETHİ İSRA VE MİRAÇ

MEKKE’NİN FETHİ İSRA VE MİRAÇ

12.01.2026 10:04:00

182