Yusuf KAMBUR



KERBELA’DAN DERS ÇIKARMAK!

“Allah’a ve Rasulüne itaat edin ve birbirinizle çekişmeyin; sonra korkuya kapılırsınız da kuvvetiniz gider (rüzgârınız esmez olur). Bir de sabredin. Çünkü Allah sabredenlerle beraberdir.” (Enfal:8/46)

Bir millet bilgi, kültür, iman, ekonomi ve teknolojisiyle varlığını sürdürür ve bu güçleri sayesinde toplumlar içinde bir ağırlığı bulunur. Maddi ve manevi gücü sayesinde rüzgârı sürekli esmeye devam eder. Ayeti kerimede müslüman toplumlar için bu rüzgârın esmesi maddi unsurların yanında Allah’a ve Rasülü’ne itaat etmeye ve yekvücut olup birlik ve beraberliğini muhafazaya bağlanmıştır.

Sizin bir iman ve insanlık değerlerini koruma davanız varsa, iman ve insanlık değerlerinin düşmanları hemen karşınızda birikmeye başlarlar. Sizin temsil ettiğiniz “temiz ve güzel” değerleri yok etmek için birleşiverirler de sizinle savaşmaya kalkarlar. Eğer bu hak-batıl mücadelesi sırasında birlik ve beraberliğinizi, dayanışmayı sağlayamaz parçalanırsanız rüzgârınız esmez olur. Hz. Peygamber(sav) bu gerçeği mucizevî bir şekilde şöyle haber vermektedir:

“Size çullanmak üzere yabancı kavimlerin, tıpkı sofraya çağrışan yiyiciler gibi birbirini çağıracakları zaman yakındır.' buyurdu.

Orada bulunanlardan biri:

'O gün sayıca azlığımızdan mı?' diye sordu.

'Hayır! Bilâkis siz o gün çoksunuz. Fakat sizler bir selin getirdiği çer-çöpler gibi hiçbir ağırlığı olmayan çer-çöp durumunda olacaksınız. Allah düşmanlarınızın kalbinden size karşı korku duygusunu çıkaracak ve sizin kalplerinize zaafı atacak!' cevabını verdi.

'Zaaf nedir ya Rasulellah?' denildiğinde:

'Dünya sevgisi ve ölüm korkusu!' buyurdu. (Ebu Dâvud: 4297)

Müslüman toplumu tarih boyunca birçok sıkıntıyla karşı karşıya gelmiştir. Bir birine kenetlendiği zaman dünyanın en güçlü ordularını dize getirmiş; sayı ve silah bakımından olan eksikliğini iman, irade ve sebatla tamamlamış muzaffer olmuştur. Ne zaman ki kendi içinden parçalanmaya, sen-ben kavgasına girmişse hep kaybetmiştir.

“Ayeti kerimede yasaklanan şey ihtilaf değil niza’dır. İhtilaf farklılıktır. Farklılık hem eşyanın tabiatının bir gereğidir, hem de özünde zenginliktir. Kınanan ihtilaf değil tefrika ve nizadır. Niza çatışmadır. Temelinde kendi tezini karşıdakine dayatma tutkusu vardır.” M. İslamoğlu

Dünya sevgisi ve ölüm korkusu bir biriyle doğru orantılı olarak artar ya da azalır. Dünya sevgisi arttıkça dünyanın zevk ve lezzetleri tatlı gelmeye başlar. Kişiyi dünyaya bağlayan makam, mevki, koltuk kıymetli gelir ve bu hedefe ulaşmak için mücadele, kendi içinde iktidar mücadelesi şekline dönüşür. Bu mücadele esnasında şeytan, şeytanlaşmış insanlar ve nefis toplumda bol bol ayrılık tohumları ekerler. Bir de bakmışsınız ki darmadağın Müslüman toplulukları. İmamesiz tespih taneleri gibi dağılmış, gerçek hedefini kaybetmiş, rüzgârı esmeyen çer-çöp haline gelmişler. Düşmanlarının “parçala ve yut” planına kendi istekleriyle uyumlu hale gelmiş bir buçuk milyar İslam âlemi…

Allah (cc)’ın ayı muharrem’de Hz. Peygamber (sav)’in torununun başına gelen işte budur. Hz. Peygamber (sav)’in ismini kendisinin koyduğu, sırtına bindirerek büyüttüğü, öpüp koklayarak yetiştirdiği kıymetli torunu Hz. Hüseyin ile birlikte yetmiş iki kişinin şehid edilmesi müslümanların o günden sonrası için çok büyük dersler çıkarması gereken acı bir tablodur.

Maalesef İslam Tarihi’ne bakıldığında Müslüman toplumun olaylardan ders çıkarma konusunda basiretinin bağlandığı açıkça görülmektedir. Hz. Hüseyin şehid olmadan önce şehadeti halinde bunun müslümanların uyanmasına vesile olmasını Rabbinden istemiş ve şöyle dua etmişti:

“Yüce Rabbim! Eğer gökten yüce merhametinle bana güç ve kuvvet indirerek düşmanlarıma karşı zafer ihsan etmeyeceksen, benim şehadetimi Muhammed ümmetinin hayrına ve kurtuluşuna vesile kıl!

Allah’ım! Ben zulme, haksızlığa, dayatmaya karşı hak-hakikat adına yürüdüm. Gerekirse bu uğurda canımı vereyim. Rabbim! Eğer galip gelmeyeceksem, sırtım yere düşecekse, hak dava uğruna akan kanımı bir hayrın, müslümanların silkinişinin ve güçlenmesinin sebebi kıl!”

Daha önce kıymetli dedesi Hz. Muhammed (sav)’de ümmeti için şu duayı yapmış ve karşılığında Rabbinden şu cevabı almıştı:

“Rabbimden dört konuda istekte bulundum. Bunlardan üçünü kabul etti, birini kabul etmedi.

Rabbimden ümmetimin bir defada (toplu halde) küfre düşmemesini istedim. Bu isteğimi, duamı kabul etti. Üzerlerine, kendi dışlarından bir düşman musallat edip helak olmamalarını istedim. Bunu da kabul etti. Önceki ümmetlere azap ettiği gibi (toplu helak) azap etmemesini istedim. Bunu da kabul etti. Kendi acı ve felaketlerini, kendi içlerinden eylememesini istedim. Bu isteğimi kabul etmedi. ( Tirmizi,fiten 14, Ebu Davut fiten 1)

 

Rabbim benim isteklerime şöyle cevap verdi:

 

“Ey Muhammed! Bir hüküm verdim mi artık o geri alınmaz. Ben senin ümmetine, onları umumi bir kıtlıkla helak etmeyeceğime, kendileri dışında, çoğunu helak edecek bir düşman da musallat etmeyeceğime garanti veriyorum, hatta yeryüzünde bulunanların tamamı onların aleyhine toplansalar da. Ama onlar (düşüncesiz davranarak) kendi aralarında bir birlerini helak edecekler (onun için bu konudaki duanı kabul etmedim)   (Said Havva, el esas fis süne:3/220)

 

Muharrem ayımız ve Aşure günümüz mübarek olsun. Rabbim birlik ve kardeşliğimizi daim eylesin.

 

  

Kerbela'dan Ders çıkarmak!

11.11.2013 12:34:26

274