Yusuf KAMBUR



Ey insanlar! Siz Allah’a muhtaçsınız. Allah ise her bakımdan sınırsız zengin olandır, övülmeye hakkıyla lâyık olandır. Dilerse sizi yok eder, yepyeni bir halk getirir. Bu, Allah’a göre zor bir şey değildir.”
(Fatır:35/15–17)

Bir Ebrehe vardı tarihte yaşamış. Fil ordusuyla harekete geçmiş Allah’ın yeryüzündeki en kutsal mekânını Kâbe’yi yıkmayı kafasına koymuştu. Ordusunu yeryüzünün en güçlü tankı olan Fillerden ve tam donanımlı askerlerden oluşturmuştu. Önüne geleni yakıp yıkıyor, kutsal mekâna doğru ilerliyordu. Abdul Müttalip ne kadar ikaz ettiyse de durduramamıştı. Öfkesi öylesine kabarıktı ki “yıkacağım” diyor başka bir şey söylemiyordu.

Kâinatın sevk ve idaresi kudret elinde olan Allah (cc), onu durdurmak için küçük kuşları görevlendirdi. Ağızlarında mercimek büyüklüğünde taşlarla Ebabil kuşları işini bitirivermişti. Yıkacağım diyen Ebrehe sonsuza dek “yıkılmıştı.”

Hz. Muhammed (sav)’in Peygamber oluşuyla birlikte Mekke’de Kâbe’nin avlusunda bir grup toplanmaya, toplantılar yapmaya, gizli gizli buluşup fısıldaşmaya başlamıştı. Ebu Cehil ve ordusu. Vahiy karşısında ne yapacaklarını şaşırmışlardı. Bir yetim kumdan çıkıvermişti elinde İslam güneşiyle. Mekke müşrikleri Ebrehe gibi değillerdi. Allah’ın varlığını kabul ediyor, Kâbe hizmetlerini yürütüyorlardı. Kâbe’yi yıkmayı hiç düşünmemişlerdi. Kendilerini Allah’a yakın görüyorlardı ama şirke bulaşmak ve şirkte ısrar etmek suretiyle “gönül Kâbe’sini” çoktan yıkmışlardı.

Bunlar Hz. Peygamber (sav)’i bozgunculukla suçluyorlardı. Akıl hocalarına danışmışlar getirdiği mesaja “eskilerin masalları” mesajı getirene de “mecnun, sihirbaz, şair” diyorlardı. Öyle ya Allah bir peygamber gönderecekse bu yetimi mi buldu? Kâbe’ye hizmet eden kodamanlar peygamber olmalı değil miydi?

Karalama kampanyasına giriştiler ama başarılı olamadılar. Gün geçtikçe müslüman olanların sayısı artıyordu. Kendilerince tuzaklar kurup Allah’ın nurunu söndüreceklerdi. Başaramayınca anlaşma teklifi yaptılar “Biz ona düşmanlık etmeyelim o da putlarımıza dil uzatmasın” dediler, daha da ileri giderek bu davadan vazgeçmesi karşılığında ne isterse yapmayı teklif ettiler.

Hakaret, eziyet ve işkenceye başladılar. Üç yıl süren boykot kararını uyguladılar. Müslüman mahallesine yiyecek hiçbir şeyin girmesine müsaade etmediler. Öyle ki mahalleden açlıktan çığlık çığlığa ağlayan bebeklerin feryadı yükseliyordu. Karınlara taşlar bağlanmaktaydı. Bununla yetinmeyip vahyin bir ara kesilmesini fırsat bildiler ve “Rabbi onu terk etti” dediler. Erkek çocuklarının yaşamamasını başa kakarak “Bırakın onu kendi başına. Nasıl olsa o öldükten sonra davasını sürdürecek kimsesi kalmayacak. O ölünce davası da unutulup gidecek” dedikodularıyla Peygamberi rencide ediyorlardı.

Tarihin her döneminde olduğu gibi onlarda son noktaya vardılar. Tuzak kurup Peygamber (sav)’i öldürme kararı aldılar. Ebrehe ordusu gibi donanımlı ve en azılı elebaşlarından bir müfreze kurarak peygamberin evini sardılar. Ne ilginçtir ki o sırada Hz. Peygamber (sav) kendini öldürmek için evinin etrafını saranların kendisine “emanet ettikleri” kıymetli eşyalarını sahiplerine ulaştırmakla Hz. Ali’yi görevlendirmekle meşguldu.

Hicret etmesini bildiren ilahi kelam gelince “Yasin” suresinin ayetlerini bir avuç toprağa üfleyip düşmanların üzerine serpiverdi. Kılıçlarını kuşanmış bir an önce saldırıya geçmek için mevzilenmiş zalimler sanki kör olmuşlardı. Yanlarından geçen Peygamber’i göremediler. Ne zaman sonra uyandıklarında Allah Rasülü çoktan yol almıştı bile. Uyanamadılar ve Ebrehe hıncıyla hemen harekete geçtiler. Yolunu takip ederek Sevr mağarasına geldiler.

Hz. Peygamber ve sadık dostu Ebubekir onların ayaklarını görüyordu. Onlar eğilseler onları göreceklerdi ama Allah onlara, evet “gökten bir ordu indirmedi” sadece bir örümcek ağı ve bir güvercinle savuşturdu. Dalga geçti ve onlara mesaj verdi. Ebu Cehil’in de itiraf ettiği gibi “Biz Muhammed’in söylediği gibi eğer Allah ile savaşıyorsak şunu iyi bilelim ki Allah ile savaşılmaz” dedikleri doğru çıkmıştı. Bedir kuyusuna dolduruldular. Kendi tuzakları kendi başlarına yıkılıvermişti. Ebrehe gibi “yıkılmışlardı.”

Allah kafirlerin tuzaklarını başlarına öyle geçirmişti ki, sadece sekiz yıl sonra müslümanlar hiç silah kullanmadan Mekke’yi fethetmişlerdi. Kendilerine olsa ve böyle bir fırsat ellerine geçse hiç birini sağ bırakmamak üzere kılıçtan geçiriverecek kadar kin ve nefret doluydular. Şimdi Hz. Peygamber’in kendilerine nasıl muamele edeceğini korkuyla bekliyorlardı. Rasulüllah (sav): “Bu gün size kınama ve hakaret yok. Hepiniz serbestsiniz” deyince böylesi bir davaya düşmanlık ettiklerine pişmanlık duymuştu çoğu.

Miladi 622 yılında gerçekleşen Hicret olayı ibretlik derslerle doludur. Allah’ın dinine düşmanlık edenler her iki cihanda da “kaybedecektir.” Sıkıntılara göğüs germeden huzur ve refaha kavuşulamaz. Önemli olan bir inanca sahip olmak değil sahih bir imana sahip olmaktır. İman olmadıktan sonra Kâbe’ye hizmet etseniz, Peygamber (sav)’in komşusu, akrabası olsanız bile size bir faydası dokunmaz.

Müslümanlar olarak bizim hicretimiz nasıl olmalı? Bizim için hicret var mı? Sorusunu Hz. Peygamber (sav): “ Gerçek Muhacir haramları terk eden kimsedir.” Buyurmakla cevaplandırmıştır. Gönül Kâbe’mizi şirkten, riya ve kötü ahlaktan temizlemeliyiz. Zira bu haliyle Padişah bu saraya gelmez. Gelse bile virane bir Kâbe’ye itibar etmez. Kim bilir belki Allah(cc) gönül Kâbe’sini yıktığımız için dualarımıza kıymet vermiyor.

“Ey Müslüman! Sen abdest alırken vücudunun birçok azasını yıkamaktasın. Ama kalbinde kin, nefret, haset, kötü ahlak, haram lokma, kul hakları, rüşvet ve daha nice kirler duruyor. Bu şuna benzer. Bir kişi Padişahı evine davet etmiş, evin etrafını tertemiz yapmış ama Padişahın oturacağı odayı hiç temizlememiş. Oda pislik içinde duruyor. Padişah gelip bu odaya girer mi? Abdest alırken organlarını temizlediğin gibi kalbini de temizlemelisin ki, Allah kalbine rahmetiyle nazar etsin!” (İmam Gazali)

4 Kasım 2013 (Pazartesi) Muharrem ayının ilk günü Hicri yılbaşıdır. Tüm İslam âleminin yeni yılını kutlar, bu yeni yılın tüm müslümanlara barış ve huzur getirmesini Yüce Allah(cc)’tan niyaz ederim.

  

Hicret ve Kabe..!

2.11.2013 13:33:26

253