Bayram Ali KAVALCI
ÇAYIMIZI YAZMAYA VE TANIMAYA DEVAM EDELİM
Çayımızın hep birlikte daha iyi tanımaya ve tanıtmaya yönelik kaynak araştırmalarım ve bu araştırmalarım sonucunda ortaya çıkan bilgileri siz değerli okuyucularımla paylaşmaya devam ediyorum. Çay bitkimiz kışın dahi yaprağını dökmeyen, dört mevsim yeşil kalabilen uzun ömürlü bir bitkimizdir. Dünya’da üzerine kar düşen tek çay bitkisi, Rize ve komşu illerimizde ekili çay bitkisi olarak tarihe geçmiştir. Botanikteki adı, “Camelia Sinensis” olan çay, doğada yaklaşık olarak yüz yıl yaşayabiliyor.
Çayın Rize’mizi tercihinin başlıca nedeni, başta ilimizin ve bölgemizin bol yağışlı ve düzenli aralıklarla sıcaklıkların yaşanmasıdır. Çiçeği beyaz, sarı ve hoş kokuludur. Çay bitkisi 4 yaşından itibaren ürün vermeye başlar. 10-15 yaşından itibaren verim en üst düzeye çıkar ve yaklaşık ortalama 60 yıl sürer. Bizde çayın başlangıcına bakınca çay bahçelerimizin büyük çoğunluğunun nerdeyse ömürlerini tamamladığı söylemek yanlış olmaz.
Çay, milattan önce 2700 yılından beri bilinmektedir. Önceleri ilaç olarak kullanılırken sonradan o güzel ve keyifli içecek haline gelmiştir; çay bütün dünyaya Çin’den yayılmıştır. Çayın içecek olarak nasıl keşfedildiğiyle ilgili o efsaneyi gelin hep birlikte bir daha hatırlayalım. Çin İmparatoru Shen Nong, güzel bir ilkbahar günü bahçede ağaçların altında oturup içme suyunu kaynatırken ağaçtan bir yaprak kaynayan suyun içine düşer ve imparator böylelikle çayı keşfeder. Tabi ki sonradan uydurulmuş güzel biri hikayedir… Çinliler çayın tedavi edici yönlerini çok eskiden beri biliyorlardı. Çayı, romatizma hastalıklarında eklem ve adale rahatsızlıklarında dışarıdan uygulayarak ilaç olarak kullanırlardı. Ayrıca çayın yorgunluğu giderici, ruhu ve sinirleri dinlendiren, gözleri güçlendiren etkilerini de keşfetmişlerdi.
O yıllarda Çin İmparatoru Shen Nong sayesinde, Çin’in genelinde yıldızının giderek parlamasıyla çay artık Çin İmparatorlarının içeceğiydi. Milattan sonra 6. Yüzyıldan itibaren Çin’de çok yaygın bir şekilde kullanılan çay, 10. Yüzyılda Çin’in milli içeceği olmuştu. Japonya’ya ise ilk kez 8. Yüzyılda getirilen çay, 12. Yüzyıldan sonra burada da yaygınlaşmıştır ve Japonya’da da özgün bir çay kültürü geleneği oluşmuştur. Evlerde çay odaları hazırlanmış, çay hazırlamayı bilim haline getiren, çay demleme ustaları yetişmiştir. Japon çay kültürünün dünyaya tanıtılmasında Okakuro Kakuzo’nun “Çayname” adlı eseri çok büyük bir rol oynamıştır. İlk baskısı İngilizce yapılan bu eser, kültür ve sanatın ticarete, üretime ve ekonomiye olumlu etkisinin önemli bir örneğini teşkil etmiştir.
Çayın Avrupa’da duyulması ise Marco Polo’nun, Seyahatnamesinin bir yerinde çaydan bahsetmesiyle olur ama çay, Avrupa’ya asıl 17. Yüzyıldan itibaren girecektir. Daha önce çayı Araplar aracılığıyla azıcık tanıyan Avrupa, ticari gemilerle gelen çayı yavaş yavaş tatmaya başlamıştır. 1636 yılında Fransa’da, 1638’de Rusya’da, 1656 yılında ise İngiltere’de çay tüketilmeye başlanmıştır. Tabi gelen her yenilikte olduğu gibi papazlar çayın da Hıristiyanlığa zaralı olduğunu söyleyip karşı çıksalar da artık olan olmuştur.


