Gençlik yıllarımı geçirdiğim Rize'de sıkça kullanılan bir deyim vardı: "Kemer ötesi…"
Bu söz, kimi zaman hafif alaycı, kimi zaman mesafeli bir bakışı da içinde taşırdı. ÇAYKUR'da önemli görevlerde bulunan Pazarlılar için "LAZKUR" yakıştırması yapılır, başarıları bile gölgeleyen bir söylem üretilirdi.

Oysa Pazar ve kemer ötesi diye tarif edilen bu coğrafyanın insanları; sözüne sadık, mert, çalışkan ve eğitimi kurtuluş yolu olarak gören insanlardı. Zor şartlarda yaşamış olmalarına rağmen çocuklarını okutmak için gerekirse şehir dışına, akraba yanına göndermekten çekinmeyen bir anlayış hâkimdi.
Sayısal olarak bir yerde az görünebilirlerdi ama bir ortamda bir Laz varsa, bunu mutlaka fark ederdiniz: esprisiyle, telaşıyla, çalışkanlığıyla…

Sağlık alanında Türk bayrağını dünyanın zirvesine taşıyan Prof. Dr. Mehmet Haberal, müzik dünyamızın güçlü sesi Gökhan Birben, büyük şair İbrahim Karaca, Rizespor'un zor zamanlardaki emektar isimlerinden Mehmet Ali Karacakemer ötesindendi.
3 Hürel kardeşin annesi Pazar'dan, babaları Rize Merkez'dendi.
Kazım Koyuncu ve Volkan Konak'la aynı müzik yolunda yürüyen Selim Bölükbaşı, güçlü kadın seslerimiz Hülya Polatve Yasemin Yıldız Pazarlıydı.
Köyümüze elektriğin ilk geldiği günü dün gibi hatırlıyorum. Çocuk aklımla direklere tırmanan, telleri bağladıktan sonra direğin tepesinde tulum çalan bir adam vardı: Pazarlı elektrikçi Ali Paşa.
Herkes onu severdi. O, benim çocukluk kahramanımdı.
Bir gün köyde herkesin başı öne eğildi.
"Ali Paşa öldü" dediler.
İlk kez bir kahramanımı kaybettiğimi o gün anladım.
Sonraki yıllarda İsmail Avcı Bucaklişi sayesinde Laz kültürünün belleği olan Mjora Panel Dizisini, Laz Kültür Derneği'nin kuruluş sürecini izleme ve belgeleme şansı bulmam, bu kültürle bağımı daha da güçlendirdi.
Bir de Atinalı Hala vardı…
Adını çok sonra öğrendim. Bizim için o sadece Atinalı Halaydı. Teletar ailesinin kızı, Veliköy'de Topçu ailesine gelin gelmiş, tarih gibi bir kadındı.
Evlenecek kızlara şöyle derdi:
"İğnenun deluğinden geçesunuz."
"Nasıl geçeruz?" denilince de eklerdi:
"Siz değil, aklunuz geçecek."
İşte bu yüzden Lazlar bana göre hep özeldir.
İşten spora, sanattan akademiye Pazar'ın yetiştirdiği isimler saymakla bitmez.
Bu topraklar; Tahsin Bekir Balta, Osman Aşkın Bak, Alper Taş, İsmail Avcı Bucaklışı, Hüseyin Yangın, Talat Günday, Selim Bölükbaşı, İbrahim Karaca, Özcan Sümer, Mustafa Adem Atar gibi onlarca ismi ülkeye kazandırdı.
Ve elbette, bu belleğin kayıt altına alınmasında, Pazar'ın kültürüne, tarihine ve insanına kalemiyle sahip çıkan Abdullah Uzun gibi isimler sayesinde bu hikâyeler unutulmuyor, geleceğe taşınıyor.
1902'de Pazar'da doğan Prof. Dr. Tahsin Bekir Balta, Berlin Hukuk Fakültesi mezunu, dört dil bilen, Siyasal Bilgiler ve Ankara Hukuk Fakültelerinde kürsü başkanlığı yapmış bir ilim adamıydı.
Rize milletvekilliği, Çalışma ve Ekonomi Bakanlıkları yaptı.
Boşuna "Hocaların Hocası" denmedi.
1968'de kurulan Pazarspor'un kapanma noktasına gelmesi, gençlerin isyanıyla durduruldu.
Hüseyin Yangın, Nadir Gönülden, Ali Altaylar, Talat Günday ve arkadaşlarının basın açıklaması ülke gündemine taşındı.
1973'te Pazarspor yeniden doğdu.
Bugün Hüseyin Yangın, Pazarspor Onursal Başkanı ve TFF Yönetim Kurulu Üyesi olarak Türk futboluna hizmet ediyor.
Yetim büyüyen, devlet yurtlarında yetişen Özcan Sümer, Suwen markasıyla yüzlerce mağazası olan bir dünya markası yarattı.
Ama asıl büyüklüğü, yetiştirme yurtlarına ve oradan çıkan gençlere verdiği destekle ölçülür.
Pazarlılar Birliği Derneği, Alper Taş ve İbrahim Karaca öncülüğünde Pazar'ın her köyüne bir kitap hedefiyle yola çıktı.
Bugün İstanbul'da Pazarlılar iyi günde de kötü günde de aynı çatı altında.
Bu çatının altında; vefa var, dayanışma var, memleket sevdası var.
Pazar; sadece bir ilçe değil,
Bir duruş,
Bir hafıza,
Bir kültürdür.
Ve bu hafızayı diri tutanlar oldukça —
anılar ölmez, insanlar unutulmaz.
Fatih Sultan Kar / İstanbul